Profilo di SELCUKSELÇUK ATALAYINFotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

SELÇUK ATALAYIN

CHELCUK
Kartepe  
Foto 1 di 23
Thanks for visiting!
Attendere...
Il commento immesso è troppo lungo. Immetti un commento più breve.
Immissione non effettuata. Riprova.
Impossibile aggiungere il commento al momento. Riprova più tardi.
Per aggiungere un commento è necessaria l'autorizzazione di un genitore. Chiedi autorizzazione
I tuoi genitori hanno disattivato i commenti.
Impossibile eliminare il commento al momento. Riprova più tardi.
Hai raggiunto il numero massimo di commenti pubblicabili giornalmente. Riprova tra 24 ore.
Impossibile lasciare commenti. La funzionalità è stata disattivata perché i sistemi hanno rilevato una possibile attività di spamming dal tuo account. Se ritieni che il tuo account è stato disattivato per errore, contatta il supporto tecnico di Windows Live.
Esegui il seguente controllo di protezione per completare la pubblicazione del commento.
I caratteri digitati nel controllo di protezione devono corrispondere ai caratteri dell'immagine o della riproduzione audio.
26 maggio

Dikkat! Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!

Dikkat! Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!

Bunca zorluk ve sıkıntılarınıza rağmen siz de mutlu ve huzurlu olabilirsiniz. Yeter ki bu yazıyı sonuna kadar okuyun, sahip olanları mutlu kılan şeye sizin de sahip olduğunuzun farkına varın.

Gözleri görmeyen, ayakları yürümeyen kötürüm adamı mutlu kılan varlığın sizde daha fazlasıyla mevcut olduğunu unutmayın!

İşte hepimize mutluluk dersi veren kötürüm adamın muhteşem hayat anlayışı! Birlikte okuyoruz:

Gözleri yumuk, ayakları çarpık kötürüm adam, yol kenarındaki ağacın gölgesinde ellerini açmış, göremeyen gözlerle boşluğa yönelerek dua ediyor:

- Ey birçok zengine vermediği nimetleri bana veren Rabb'im, yaprakların, yıldızların sayısınca Sana şükürler olsun!

Oradan geçmekte olan İsa aleyhisselam, bu mutlu adama yaklaşıp sorar:

- Ey Allah'ın kulu, senin üzerinde ne nimetler vardır ki, birçok zengine vermediği nimeti bana veren Rabb'im, diye dua ediyorsun?

Kapalı gözlerle sesin geldiği tarafa yönelerek cevap verir kötürüm adam:

- Rabb'im bana öyle bir kalp vermiştir ki, o kalple O'nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiştir ki o dille de O'na şükrediyorum. O'nu tanımaktan daha üstün nimet, O'na şükretmekten daha büyük hidayet olur umu? Halbuki, nice zenginler, sıhhatliler var ki, kalbinde O'nu tanıma sevinci, dilinde de O'na şükretme mutluluğu yoktur. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:

- Nice zenginlere vermediği hidayet nimetini bana ihsan eden Rabb'ime, yaprakların, yıldızların sayısınca şükür etmekten kendimi alamıyorum!..

Bu cevap üzerine adamın önünde diz çöken İsa aleyhisselam, yumuk gözlerinden sevgi ile öper.

Peygamberin dudakları değen gözler anında cam gibi açılır. Şaşıran adam, tebessümle baktığı İsa aleyhisselama:

'Sen, der şu ölüleri diriltip hastalara şifalar veren mucizelerin sahibi İsa Peygamber olmayasın?'

'Belli olmuyor mu?' deyince de; 'Gözlerimden belli oldu ama ayaklarımdan henüz belli değil.' cevabını verir. Bunun üzerine: 'Silkinip kalk bakalım, belki ayaklarından da belli olur.' der. Hemen silkinip kalkan adam ayaklarının da düzeldiğini anlayınca ilk sözü şu olur:

- Ey Allah'ın Nebisi, izin ver de sahip olduğum şu eşsiz nimetlerin şükrü için hemen şükür secdemi yapayım.' diyerek secdeye kapanır ve der ki:

- Ey Rabb'im, seni tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetinin şükründen acizken, şimdi Sen bana gören iki tane göz, yürüyen iki tane de ayak ihsan ettin, bu nimetlerin şükrünü nasıl ödeyeceğim şimdi ben?..

Bu sırada toplanan halk, İsa aleyhisselamın elini öpmek ister. Ancak Allah'ın Nebisi der ki:

- Eli öpülecek insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varan şükür secdesindeki şu insandır. Onun elini öpün! Derler ki:

- O'nu secdeye indiren nimetlere bizler taa doğuştan sahibiz, ama böyle şükür secdesine varacak derecede sevindirici bir nimete sahip olduğumuzun biz hiç farkına varmadık.

İsa Nebi'nin muhteşem cevabı şöyle gelir:

- Düşünen insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varır, düşünmeyen insan da kendini o nimetlerden mahrum sanır!.. Kitaplık çapta bir cevap.

- Ne dersiniz? İsa Nebi'nin kitaplık çaptaki son cümlesi bize de bir şeyler söylüyor mu? "Düşünen insan, sahip olduğu nimetin farkına varır mutluluk duyar, düşünmeyen insan da kendini o nimetten mahrum sanır, mutsuzluk hisseder!." Biz de düşünsek, O'nu tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetine bizim de sahip olduğumuzun farkına varacak, kötürüm adamın duyduğu mutluluk ve huzurun daha fazlasını biz de duyacak mıyız? Öyle ise yazımızın başlığı doğru mudur?

"Dikkat: Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!" Ne dersiniz, düşünmeye değer mi?

26 Mayıs 2009, Salı

Ümitli olmak, şifadır...

Ümitli olmak, şifadır...

İnsan acizdir. Bir felaket mallarını alır götürür, bir hastalık onu yatağa salar, bir iftira hayatını berbat eder... Dertler çok... Milyonlarca bela dolaşıyor... Amma hepsi Allah'ın emrinde... Onlar bir bakıma melektir. Allah o dertlere diyor ki: "Şu kuluma git. Cenneti istiyor bu kulum benden. Sen, git ki, o adamın günahları azalsın, sevapları artsın."

Dert gidip, saplanıyor o adama! Adam başlıyor oflamaya... Derdi vereni bilmiyor adam.

Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil... Bediüzzaman buyurmuş ki:

"Nefis daima ıztıraplar, kalâklar (can sıkıntısı, gönül darlığı) içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor Hâlbuki şemsin tulû ve gurubu (güneşin doğuşu ve batışı) muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderat, kalem-i kaderle cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin, fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz ha!.." (Risale-i nur, Mesnevi-i Nuriye)

Her halin Allah'tan geldiğini bilen insanı, hangi mesele isyana götürür? Allah'ın her verdiğine razı olan, huzursuz olur mu? "Benim için Allah, bu hali uygun bulmuş, elhamdülillah!" diyen insan, rahat eder kurtulur. Merkez Efendi buyurmuş ki: "Her şey merkez-i mahsusundadır!" Yani her şey kendi hususi, olması gereken yerindedir. Öyleyse başımıza gelen her şey, Sevk-i İlahi'nin tayin etmesiyledir. Bu tayin, bizim için en güzel olanıdır. Başımıza gelene razı olmak kadar insanı rahat ettiren bir şey yoktur.

Ümitsiz olursak ne olur? Ümitsiz olursak biteriz. Aşırı bir kedere düşeriz. Her insanın "yorum" hakkı vardır. Yorumlarımızı karamsar da yapabiliriz, iyimser de... Bu, insanın elindedir. O halde niye ümitsiz olalım? Nefsi, insana bazen öyle şeyler söyler ki, insanın düşmanı söyleyemez. Akıl büyük bir nimettir. Fakat akıl, pişmanlıkları, evhamları bize taşırsa o zaman akıl başa bela olur!

Bazen bana kötü düşünceler geliyor. Bir bakıyorum dakikalar, saatler geçmiş. "Ya Rabbi; bu düşünceler bana ait değil. Kurtar beni onlardan!" diye dua ediyorum. "Lâ ilahe illallah, Lâ ilahe illallah" demeye başlıyorum ve kurtuluyorum o halden.

Organizmanın ruha, ruhun organizmaya tesiri vardır. Karamsar ruh, organizmayı hasta eder. Adam beş karış suratla geziyor. Bundan büyük hastalık mı var?

İnsanı çıkmaz sokağa düşüren, kendi düşünceleridir. Ben bazen diyorum ki kendi kendime: "Yok. Ben bu hastalıktan kurtulamam..." İşte kendi kendimi çıkmaz sokağa soktum. Sonra diyorum ki; "Niye iyileşmeyeyim? Şifa Allah'tan." Şimdi çıkmaz sokaktan çıktım. Beni şehir dışından, yurtdışından konferans vermem için çağırıyorlar. Onlara diyorum ki: "İyileşince geleceğim." Ümidim var, iyileşeceğim. Geçmişte ne hastaları iyi etmiş Allah... Adam diyor ki: "Ağabey iyileşeceksin, iyileşeceksin..."

Diyorum ki: Söyle yahu; dua niyetiyle söyle!"

Sıkıntılara, felaketlere, hastalıklara sabır içinde şükreden de şükretmeyen de aynı sonuca ulaşacak, fakat biri sabretmenin rahatlığını ve sevabını kazanacak; diğeri hem günaha girecek hem de çile çekecek.

En iyisi ümitli olmak... Ümit, her derdin şifasıdır.

22 maggio

Şirkten sonraki en büyük günah

Şirkten sonraki en büyük günah
Çeşit çeşittir günahlar. Nebiler Sultanı en büyüklerini sayar önce...Süleyman Sargın yazdı...


Çeşit çeşittir günahlar. Nebiler Sultanı en büyüklerini sayar önce: Yaratıcıya eş ve ortak koşmak, haksız yere cana kıymak, anne-babanın hukukunu çiğnemek, yalancı şahitlik yapmak, mücadele devam ederken cepheyi terk edip kaçmak, iffetlilerin iffetleriyle oynamak. Bazı günah vardır, sadece sahibine zarar verir. Rabbisiyle onun arasındadır. İfşa edilmemiş, reklamı yapılmamıştır. Sahibi günahıyla övünmemiştir. Bir başkasını günahına davet ya da teşvik etmemiştir.

Günah, insanın fıtratıyla zıtlaşmasıdır. Kendine ihanet etmesidir. Yüce Yaratıcı'nın bahşettiği melekler üstü potansiyeli saçıp savurmasıdır. İlahi vaadlere kulak asmamak, vaidleri (tehditleri) ciddiye almamaktır günah. Rahman'dan değil, şeytandan yana tavır koymaktır.

Günah süslüdür, caziptir. Tatlı tatlı esen zehirli bir rüzgâr gibidir. Bir kere gelip insanın gönlüne oturdu mu kalkmak bilmez. Günah, Rahman'ın kasrına yapılmış gecekondudur. Onu oradan atmak kuvvetli bir iradeye ve İlahi inayete bağlıdır. Günahla mücadele için gözünü karartmayan, zamanla kendinden uzaklaşır. Kişilik erozyonuna uğrar. Hisleri körelir, alıcıları kapanır.

Babamla ilk defa bir diyabet hastanesine gittiğimizde oradaki doktorun bir uyarısı dikkatimi çekmişti. Şeker hastalarına, ayakkabılarını giymeden önce mutlaka ters çevirip silkmelerini tembihliyordu. Aksi takdirde, ayakkabının içinde olması muhtemel diken, çivi, cam kırığı vs. gibi zararlı maddeleri hissedemeyebilirlerdi. Çünkü diyabet hastalarının sinir uçları zaman içinde köreliyordu. Kan örneği almak için parmağına batırılan iğnenin acısını bile hasta bir süre sonra hissetmez olur. Zira kanın ulaştığı her noktada şekerin tahribatı söz konusudur.

Şeytanın insanın damarlarında kan gibi dolaştığını anlatan Nebevi beyanı her okuduğumda bu tahribat gelir aklıma. Günah da öyledir. İnsan günah işleye işleye bir kısım manevi hassasiyetlerini kaybeder. Ne ibadetlerin neşvesi, ne zikrin tadı, ne kıraatin lezzeti hissedilir. Göze ilişen haram utandırmaz olur. Dilden irin gibi dökülen gıybet tiksindirmez. Kalbi kirleten su-i zan, haset, kibir, riya, kin, nefret gibi levsiyat rahatsız etmez.

Çeşit çeşittir günahlar. Nebiler Sultanı en büyüklerini sayar önce: Yaratıcıya eş ve ortak koşmak, haksız yere cana kıymak, anne-babanın hukukunu çiğnemek, yalancı şahitlik yapmak, mücadele devam ederken cepheyi terk edip kaçmak, iffetlilerin iffetleriyle oynamak.

Bazı günah vardır, sadece sahibine zarar verir. Rabbisiyle onun arasındadır. İfşa edilmemiş, reklamı yapılmamıştır. Sahibi günahıyla övünmemiştir. Bir başkasını günahına davet ya da teşvik etmemiştir. Günahının hacaletini vicdanında hissediyor, işlediği ayıptan ötürü utanıyordur. Böyle bir günahın affa mazhar olması ümidi büyüktür.

Bir de Rahmeti Sonsuz'un "Bütün insanları affederim ama onları asla!" dediği bir zümre vardır. Onlar günah işlerler, günahlarıyla övünürler. Kendilerini günahlarıyla ifade ederler. Günahlarıyla tanınmak, hatırlanmak isterler. İsterler ki herkes onları kıydıkları canlarla, yedikleri haramlarla tanısın. Çiğnedikleri kul hakları anılsın arkalarından. Ahlar, feryatlar yükselsin mütemadiyen ve onlar bunu keyifle seyretsinler.

İftiralar art arda gelsin, yaftalar birbirini izlesin ve onlar bunu hep insanlık ve barış (!) için yapsınlar. Masum insanlara düşünmeden karalar çalsınlar ve herkesten alkış alsınlar. Dünyayı cehenneme çevirip yanan ateşte pişen kahvelerini yudumlasınlar. Sadece kendileri zengin olsunlar. Kararları onlar versinler, mührü onlar vursunlar. En iyi okullarda kendi çocukları okusun. Başkalarının okumaya mecali kalmasın.

Böyleleri yaptıklarından utanmazlar. Yürekleri daralmaz onların, vicdanları sızlamaz. Çünkü günah onların hayatlarının belirleyici rengi olmuştur. Siyahtır onun rengi. Kalbi de karartır, vicdanı da. Gözü de karartır gönlü de. Günah deryasına yelken açanın kulağı duymaz, dili söylemez olur. Kalbi zift bağlamış gibidir. Ne mazlumun iniltisi ne çaresizin imdadı yankılanır orada. Talihsizdir bu günahkâr ve bedbahttır. Rahmetin kuşatıcılığından hızla uzaklaşmaktadır. Uzaklaşmakta ve halini hiç umursamamaktadır. En büyük günahın gayyasına doğru sürüklenmektedir.

Ama bilmez ki şirkten sonra en büyük günah, günahı umursamamaktır.

SÜLEYMAN SARGIN-ZAMAN
19 maggio

Duydum,Gördüm,Düşündüm...

 

Duydum,Gördüm,Düşündüm...

Yar burdayim!... by EfSultan™ (Bad-i Saba).
Dört  kutsal  kelime  duydum;
acz
nasip
rahmet
ölüm…
 
Dörtte  güzel  kelime  duydum;
Aşk
   ve hasret 
    ve  hüzün 
      ve  gül/üş…

Dört  güzel kelime daha  duydum;
Gözyaşı,

ve  şarkı 
ve sabır,
ve  yağmur…
 
Yağmura yakalanmış günler/Rahmi Kaya.
22 novembre

Günlük hayatınızı aydınlatacak SIR

Günlük hayatınızı aydınlatacak <b>SIR</b>
Allah'ın 99 ismini zikretmek insanın gündelik hayatını değiştiriyor.

Mesela sabırsız biri 'Ya Sabır' çekerek sabırlı olmayı başarabilir. Peki hangi ismi, günde kaç kez ve hangi halimiz için zikretmemiz gerekir? İşte cevabı...

Merhametsizlere 'Er Rahim', 'Er Rahman', aşırı sinirlilere 'El Halim', sevgi ve muhabbeti az olanlara 'El Vedud', nereye gideceğini bilemeyenlere 'Er Reşid, sıkıntı içinde olanlara 'El Vekil'... Esmaül Hüsna yani Allah'ın isim ve sıfatlarını günlük hayatta zikretmenin insana pratik yararları var. Bu konuda ilahiyatçılar da doktorlar da hemfikir. Esmaü'l Hüsna üzerinde araştırma yapan isimlerden Dr. Ender Saraç sinirli birinin 'El-Halim' esmasını çekerek daha halim selim biri olabileceğine inanıyor. Tıpkı sabırsız birinin 'Ya Sabır' çekerek sabırlı olmayı becerebilmesi, merhametsiz birinin 'Er-Rahman, Er-Rahim' çekerek merhamet sahibi olmayı başardığı gibi.

Zaman Gazetesi Kürsü Sayfası Editörü Süleyman Sargın, Esmaü'l Hüsna bilgisinin Allah-âlem ilişkisine ışık tutması ve sonuçta Allah'ı tanıma açısından büyük önem taşıdığına vurgu yapıyor. Zira Kur'an'da da geçen bütün bu isim ve sıfatlar Allah'ı tanıtmakta.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Hatip'e göre Allah'ı, isim ve sıfatlarıyla tanımak, O'nu her an yanında hissetmek, insan için büyük bir emniyet ve saadet vesilesi. Kişi inandığı Allah'ın isimlerini ve manalarını bilmekle vasıtasız olarak O'nunla bir nevi dostluk ve diyalog kurma imkanı bulmuş olur.

Bu güzel isimlerin bir kısmı Cenab-ı Hakk'ın varlığını ispat eder. Allah'ın Hayy, Baki, Kayyum gibi sıfatları onun varlığını inkar edenleri reddeder. Bazı sıfatları ise birliğini ispat eder. Vahid, Ehad, Samed, Ganiyy gibi. Güzel isimlerinin bir kısmı bütün varlıkların vücut bulmasında tek sebebin Cenab-ı Hak olduğunu ispat eder. Halik, Bari, Musavvir, Kavi gibi. İsimlerin bir kısmı da bütün âlemi tedbir ve idare edenin sadece Allah olduğunu gösterir. Bir kısmı da onun bütün noksan sıfatlardan uzak olduğunu, hiçbir varlığa benzemediğini ve kimseye muhtaç olmadığını ispat eder. Kuddus, Muhit, Mecid gibi...

Allah'ın her biri sonsuz sırlar taşıyan isimleri, aynı zamanda kullarının ona yöneldiği birer kapı mahiyetinde. Farklı ihtiyaçlar içindeki insanlar, o derdinin devası olan ilâhî ismi zikrederek Allah'a halini arz eder. Mesela hasta olan bir insan, "Rahîm ve Raûf" veya "Şâfî ve Muâfî" isimleriyle; ihtiyaç sahibi fakir bir insan "Rezzâk, Fettâh, Kerîm ve Vehhâb" isimleriyle; ilme ihtiyaç duyan bir insan "Allâmu'l-Guyûb" ismiyle; hidayete mazhar olmak isteyen bir insan "Hâdî ve Nûr" isimleriyle; sabırlı olmak isteyen bir insan da "Sabûr" ismiyle duada bulunur.

Her insanda bir ismin tecellisi ön plana çıkabilir mi?

Fahrettin Razi'nin açıklamasına göre Allah'ın isimlerinden her birisi belli bir manaya delalet eder. Hangi ruha o mana galip gelirse o ruhun o isimle daha sıkı münasebeti bulunur. Üstelik o ismi zikretmeye devam ederse süratle o isimden istifade eder. Ancak burada insanın aklına hemen "Hangi Esma'yı günde kaç kez zikretmeliyim?" sorusu geliyor. Uzmanlar, 'İnsanlar hangi ismine ihtiyaç duyuyorlarsa bu ihtiyacı ölçüsünde Allah'ı anmalı' cevabını veriyor. Ama bizim aşağıda vereceğimiz rakamlar genelde ilgili ismin ebced hesabı yapılarak elde edilen rakamlar.

"En güzel isimler Allah'ındır, o halde bu isimlerle O'na dua edin. O'nun isimleri konusunda haktan sapanları terk edin. Onlar işlediklerinin cezasını çekeceklerdir." (Ar'af, 180)

"O'dur Allah, O'ndan başka yoktur ilah. En güzel isimler ve vasıflar O'nundur." (Taha, 8)

***

Her ismin kainatta bir karşılığı var

Prof. Dr. Abdulaziz Hatip (Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi):
Bazı müfessirlere göre "Âdem'e öğretilen isimler" de Esmâ-i Hüsnâ'dır. Yani bu mübarek isimlerin her biri kâinattaki bir fennin, bir ilim dalının hakikat ve temelini teşkil eder. Meselâ, hukuk ve adalet ilmi Adl ismine, iktisat ilmi Rezzak ismine dayanır. Böylece Hz. Adem'e, bütün ilmî ve fennî kemâlât, inkişaf ve terakkilerin özü, çekirdeği ve yeteneği tevdi edilmiştir. Adem neslinin geliştirdiği bütün maddî ve kevnî terakkiler, bu ilk öğretimin güzel meyveleridir. Meleklere karşı insan nev'i olarak bize üstünlük kazandıran da budur.

Genç ve diri kalmak için El-Hayy...

Dr. Ender Saraç (Ayurveda uzmanı):
Dünya gezegeninde her şey sonuçta bu 99 ismin tecellisidir. İnsanlarda bu esmaların tecellilerini farklı şekillerde görüyoruz. İnsanlar kendi üzerlerinde hangi esmaların tecellilerini görmek istiyorlarsa onu vird edinebilirler. Ama bazı esmalar kokteyl halinde zikredilebilir. Bu da sinerjik bir etki bırakır. Mesela 'Er-Rahman Er-Rahim, Ya Fettah Ya Rezzak beraber çekilebilir. Bir de benim çok sevdiğim bir anti ageng esması var. El-Hayy... Genç ve diri kalmak için çekilebilir.

İnsanoğlu, bu isimlere muhtaçtır

Süleyman Sargın (Kürsü sayfası editörü):
İnsan Esmâ-i İlahiye ile devamlı bir münasebet içindedir. Onun Esmâ-i İlahiye'ye dayanarak, kendisinde hâkim olan ismi vird edinip her gün çekmesi, o insanın dualarının kabulüne ve mânevî terakki adına ilerlemesine vesile olabilir. İnsan, Allah'ın sıfatlarını bildiren isimlere muhtaçtır. Kişi, çeşitli durumlarda vaziyetine en münasip olan bir ismiyle Rabb'ine niyazda bulunmak ister. Bu isimlerin olmaması halinde insanın O'nunla irtibatı eksik kalır.

< span>